Nestlé

Nestlé

8 kişi 99 cevap verdi.
Nestlé yine çok uluslu bir şirket olmasından ötürü insanlar arasındaki sinerjilerden de, marketler arasındaki farklı öğretilerin paylaşılmasında da gücünü alan bir şirket. Bunu sağlamak adına çeşitli fırsatlar sunuyor. İlla kariyerinizde çok uzun seneler geçirmiş olmak zorunda değilsiniz. Örneğin şu anda dijitalle ilgileniyor ve kendinizi bu yönde geliştirmek istiyorsanız, şirketteki ikinci seneniz de olsa Nestlé İsviçre’de “Digital Acceleration Team” diye bizim bir insiyatifimiz var. Burada kişileri dijitalin bütün gelişimleriyle donatıyorlar ve sonra pazarlarına geri gönderiyorlar. Yaklaşık 8 ayı burada geçiriyorsunuz ve tamamen donanımlı bir şekilde ülkenize geri dönüp, orada oluşturduğunuz networkü de kullanmaya devam ederek, şirketinize katkı sağlamaya devam ediyorsunuz. Örneğin; ben Çikolata’da yaklaşık 8 sene Marka Müdürlüğü, Pazarlama Müdürlüğü seviyelerinde çalıştıktan sonra Çikolata’nın stratejisinin oluşturulduğu merkezimizdeki Stratejik İş Birimi’ne gitme fırsatım oldu. Orada yaptığım iş beni çok etkileyen bir iş oldu. Çünkü çikolata dünyada herkese ulaşamıyor. Herkes bizim kadar şanslı olamıyor. Ya iklim koşulları çok sıcak ya da gerçekten insanlar çok fakir. Nestlé genel vizyonu çerçevesinde onlara da çikolata ulaştırabilmek adına bir insiyatif başlatmıştı ve ben o insiyatifi hızlandırmak üzere doğru ürünün geliştirilmesi, o sıcaklıklarda ürünün yaşayabilmesi için ürün geliştirme merkezleriyle birlikte ortak çalışmalar yaparak Hindistan’da, Pakistan’da, Endonezya’da ürün lansmanları yapma fırsatına sahip oldum. Bu hem insanlara katkı sağlamak adına, hem onlara değer yaratmak adına, hem de aslında kendi yetkinliğimi geliştirmek, çevremi geliştirmek adına büyük bir fırsat oldu Nestlé bunları veriyor. Kariyerin en ileri basamaklarında da bir Genel Müdür olduktan sonra artık burada kariyerim bitti diye görmüyor insan. Çünkü aslında Nestlé’nin bütün ülkelerinde çok farklı zorlukları yönetme tecrübesini kazanmak mümkün; Afrika’da, Amerika’da, Endonezya’da. Nestlé Türkiye’den de yurt dışında olan çok insan var bu anlamda.
Nestlé, 12 yıl önce daha üçüncü sınıfı bitirdiğimde ikinci staj yerimdi. Burada, çikolata bölümünde staja başlamıştım. 5 aylık bir stajyerlik dönemim vardı. Daha sonra mezun olduktan sonra başka bir şirkette işe başladım. Yaklaşık üç buçuk sene sonrasında da Nestlé’ye geri döndüm. Nestlé’ye geri dönme amacım aslında yeni bir kategori kurmaktı. Yeni bir ekiple sıfırdan dondurma kategorisi oluşturmak için geri döndüm. Biz bu dondurmayı Türkiye'de sıfırdan getirdik ve Nestlé Türkiye içerisinde dondurma kategorisi oluşturduk. Yaklaşık iki buçuk yıl oteller olsun, restoranlar olsun, süpermarketler olsun; gerek satış, gerek pazarlama, gerek ürün geliştirme her türlü işe elimi attım. Sonrasında Nescafe ekibinden bir teklif geldi. İnovasyon üzerine çalışmaya başladım ve aynı zamanda Ürün Müdürlüğü yapmaya başladım. Yaklaşık olarak dört sene boyunca Nescafe kategorisinde Ürün Müdürlüğü yaptım. Orada 3’ü 1 arada dışındaki tüm Nescafe ürünlerine bakmış oldum. Cappuccino’dan tutun da Nescafe Classic, Nescafe Gold, Nescafe MyCafe Kahve Makinesi kısmına kadar tüm ürünlere baktım. Sonrasında 1 seneliğine yurt dışına, genel merkez İsviçre'ye gittim ve orada global dijital ekibe katıldım. Orada 1 sene global dijital projeler yürüttüm. Yaklaşık 8-9 ay önce de Türkiye'ye geri döndüm ve burada Nescafe’nin Dijital Pazarlama Müdürü olarak çalışıyorum.
2002 yılında Endüstri Mühendisi olarak mezun oldum. Birçoğumuzun da muhtemelen yaşadığı gibi “Ne olacağım acaba, en iyisi olmak istiyorum, acaba master mı yapsam yurt dışında, endüstri mühendisliğinin izin verdiği kadar üretim sektöründe mi çalışsam, danışmanlık sektöründe mi çalışsam, pazarlamayla ilgili bir şeyler mi yapsam?” bir belirsizlik içerisindeyken kariyer günlerinde Nestlé ile tanıştım. Nestlé bir yönetici adayı seçim programı açıkladı. Öyle bir program ki aynı üniversite yerleştirme sınavı gibi merkezi bir sınavla başlıyor. Sonra tahmin edemeyeceğiniz kadar çok mülakatla devam ediyor. Ben kendimi bu yolda buldum ve sonunda dünyanın en büyük gıda şirketi bana dedi ki; “Seni seçtik”. Tabi çok mutlu oldum. Bütün o master hayallerini bir süreliğine erteledim. 2 seneliğine falan ertelediğimi düşünüyordum ama Nestlé o kadar güzel fırsatların kapısını açtı ki 13 sene olmuş hala Nestlé’de çalışıyorum. Nestlé maceram satışta başladı. Yeni mezun bir insan olarak saha satışta Distrübütor Satış Şefi olarak kendimden yaşça çok büyük insanlarla birlikte çalıştım, hatta yer yer onları yöneten bir pozisyonda yer aldım. Çok zorlu bir görevdi. Saha Satış Şefliği ardından merkez ofiste ticari pazarlamada çalıştıktan sonra marka müdürlüğü yaptım. Oradan Nestlé’nin İsviçre’deki merkez ofisinde pazarlama danışmanlığı yaptım. Orada da Nestlé bana farklı kültürleri, farklı kıtalardaki ihtiyaçları anlayıp oralarda yeni ürünler lanse etme fırsatı verdi. Onun sonrasında bebeğimi dünyaya getirdim ve buraya döndüm. Şimdi de Pazar Araştırmaları Müdürü olarak çalışıyorum. Dolayısıyla 13 senedir buradayım ama aslında 6-7 farklı görevle hiç sıkılmadan çalışmaya devam ediyorum.
Pazarlama işi talep yaratma işi. Talep yaratabilmek için öncelikle tüketiciyi anlamak, onun davranışlarını ve ihtiyaçlarını anlamak gerekiyor. Daha sonra o ihtiyacı karşılayabilecek söylemleri geliştirebilecek ve yine o ihtiyacı karşılayabilecek ürünleri geliştirmek gerekiyor. Söylemi geliştirebilmek, iletişim demek. Ürünü geliştirebilmek de, aslında fabrikadan başlayan çok uzun bir sürece liderlik etmek demek. Tabi daha sonra da bunu doğru satış noktasına doğru fiyatla ulaştırabilmek gerekiyor. Rekabetin orada olduğunu unutmadan, rekabete göre üstünlük sağlayacak promosyonlar ve öne çıkabilme faaliyetleri yapabilmek gerekiyor. Pazarlama çok zor bir iş. Çok fazla fonksiyonla doğru iletişim kurabilmeniz gerekiyor. Fabrikadaki ürün geliştirme projelerini siz yönetiyorsunuz. Gerektiği zaman satın almada oluşmuş olan bir pürüzü sizin çözmeniz gerekiyor. Her iletişim platformunun performans parametrelerini, onların psikolojilerini iyi anlıyor olmanız gerekiyor. Dolayısıyla çok analitik olmanız gerekiyor. Aynı zamanda pazar dinamiklerini anlayabilmek de gerekiyor. Bütün bunları bir araya getirip stratejiye, iletişime çevirebilmek gerekiyor. O yüzden lider olmak, meraklı olmak, çok fazla bariyerle karşılaşılıyor o yüzden pes etmemek, o pozitifliği sürekli koruyabilmek ve gerçekten yönettiği markayı bir aşkla sahiplenebilmek gerekiyor.
Öncelikle acele etmeyin. Şu anda öğrenci olmanın tadını çıkarın, en önemlisi bu. Bir daha öğrencilik geri gelmeyecek. Bunu yaparken ne istediğinizi, hangi işi yapmak istediğinizi anlamak adına olabildiğince yaz stajlarınızı yapın. Düşündüğünüz, merak ettiğiniz şirketlerin kapısını çalın ve oralarda stajlar yapmaya çalışın. Stajları hep aynı alanda yapmayın, farklı farklı alan ya da farklı farklı şirketlerde yapın ki bu size gerçekten ne yapmak istediğinizi anlamak adına fırsat sağlasın. Çünkü sonrasında staj yaptığınız yerlerden birinde işe de girebilirsiniz. Şirketler de bunlara çok değer veriyor. Onun dışında gerçekten meraklı, takipçi olun. Gözünüz açık olsun. Azla hiçbir zaman için yetinmeyin. Hep daha fazlasını isteyin ve pozitif olun, umutlu olun. Çünkü sizi çok güzel şeyler bekliyor.
Her pazarlamacı ve her satışçı gibi güne ilk önce satış rakamlarına bakarak başlıyorum. “Ürünlerimiz ne durumda, hedeflere göre neredeyiz, ona göre bir reaksiyon almamız gerekir mi?” diye kontrol etmek için ilk önce onlara bakıyoruz. Daha sonra gün toplantılarla geçiyor. Çalıştığımız ana partnerlerimiz var. Global partnerlerimiz; Google olsun, Facebook olsun, Twitter olsun onlarla zaten günlük olarak mutlaka telefon konferanslarım oluyor. Onlarla çok yakın zaman geçiriyorum. Onun dışında Türkiye'de bunu emplemente etmek için çalıştığımız partnerlerimiz, ajanslarımız var. Onlarla da sürekli olarak toplanıp yaptığımız kampanyaları ya da ileriye yönelik yapmak istediğimiz aksiyonları belirliyoruz. Onun dışında da kendi ekibimiz içerisinde, yani pazarlama ekibi ile beraber oturup varolan bir kampanya varsa o kampanya nasıl gidiyor, neler oluyor vesaire onlara bir bakıyoruz ya da önümüzde bir kampanya ya da bir plan varsa onun planını oluşturmaya çalışıyoruz. Özellikle odaklanmak istediğimiz konu da tüketiciyi dinleme. Sosyal medya dinleme araçlarımız var bizim (Social Media Listening). Ben masamda 2 ekran kullanıyorum. Dolayısıyla bir ekranımda normal iş yaparken, diğer ekranımda tüketicilerden gelen yorumlar, tweetler, her şey akıyor. Sürekli bir gözüm de orada. Sürekli onları dinleyip markamız hakkında neler konuşuluyor, markadan bağımsız olarak gelen yeni trendlerin ne olduğunu takip ediyorum. Mümkünse hemen bazen ben, bazen de ajanstaki arkadaşlarımız müdahale ediyor. Zaten sürekli telefonla birbirimize haberler veriyoruz. Dolayısıyla bütün günümüz bu. Yalnız iş burada bitmiyor. Eve gidiyorum yine o şeyleri takip etmem gerekiyor, her an her şey olabilir. Çünkü; dediğim gibi çok yenilikçi bir alan. Dolayısıyla yaptığınız işten hiç sıkılmıyorsunuz. Bugün öğrendiğinizi iki gün uyguluyorsunuz, sonra yeni bir doğru geliyor. Bu sefer onunla ilgili bir şeyler öğrenip, bir şeyler uygulamaya çalışıyorsunuz. Bu güzel bir şey. Çünkü sizi aktif ve dinamik tutuyor. Sıkılmıyorsunuz hiçbir şekilde. Zaten biz bir şey değiştirmesek ya Google ya Facebook ya da başkaları bir şeyler değiştiriyor. Dolayısıyla onlarla nasıl daha doğru bir iş yaparız diye oturup konuşmaya başlıyorsunuz. Aslında hiçbir günümüz sakin geçmiyor. Bu da benim bu işin sevdiğim yanı.
Öncelikle her türlü yeniliğe açık olmanız gerekiyor. Bu çok önemli. Çünkü eğer statükoda kalmak istiyorsanız bu iş size göre değil. Hakikaten her gün yeni bir şey öğreneceğiniz ve daha dün öğrendiğiniz şeyin ertesi gün yanlış olabileceği bir platform bu. Dolayısıyla dün karar verdiğiniz şey için ertesi gün “Hayır, yanlış olmuş baştan yapıyoruz.” diyebileceğiniz bir alan. Dolayısıyla çok dinamik, 24 saat çalışabilen bir kişiye ihtiyaç var. Çünkü tüketiciler dijital olarak 24 saat varlar. Siz uyurken iyi ya da kötü bir şeyler oluyor olabilir. Kötü ise anında müdahale etmeniz gerekir. Dolayısıyla sistemleri de kurmanız gerekir. Siz uyurken sizin yerinize ya cevap verecek ya da size bir şekilde haber verecek olan bir sistem yapmanız gerekiyor. Bütün bunlara sahip, her türlü yeniliğe de açık bir profile ihtiyaç var.
Kendilerini iyi tanısınlar. Mümkünse okul dönemleri boyunca stajlar yaparak, farklı fonksiyonlarda görevler alarak kendi yetkinliklerini belirlesinler, kendilerinin başarılı olabilecekleri alanları belirlesinler ve bu alanlarda çalışmaya özen göstersinler. Bir nevi kendilerine ayna tutmaya çalışsınlar diyebilirim. Çünkü, insan ancak kendi yeteneğinin olduğu ve ancak mutlu olabileceği bir ortamda daha verimli çalışabilir. Bu, hem şirketler için çok daha avantajlı, hem de kişinin kendisi için çok daha fazla avantajlı olacaktır.
Günüm çok yoğun geçiyor. Çünkü ya şu anda hizmet verdiğimiz markaların çeşitli araştırma veya strateji toplantıları olabiliyor ya da gençlerden tutun annelere, yetişkinlere, ev hanımlarına kadar ev ziyaretleri yapabiliyoruz. Alışveriş alışkanlıklarını anlamak için alışverişe çıkıyoruz. Gençlerle birlikte kafelere gidiyoruz. Onların yurtlarına gidiyoruz. Onlarla bir günü birlikte geçiriyoruz. Yeni bir ürün çıkaracaksak yine onlarla bir araya geliyoruz, onların fikirlerini alıyoruz. Yeni bir iletişim kampanyası varsa onların acımasız eleştirilerine göğüs geriyoruz ve böylece daha da iyileştiriyoruz. Dolayısıyla ben tüketiciyle veya alışverişçiyle çok bir arada olduğum bir gün geçiriyorum. Bu da gerçekten çok dinamik ve çok güncel kalmamı sağlıyor. Sonrasında da diğer toplantılarla gördüklerimi, gözlemlerimi arkadaşlarıma aktarmaya çalışıyorum.
FMCG hep olmaya devam edecek. Dolayısıyla bu hızlı tüketim sektörü neredeyse gençler için bir okul niteliğinde olacaktır. Çalışmak için baktığınız zaman FMCG hızlı ve dinamik bir ortam. Bir taraftan da süreçlerin çok iç içe olduğu bir alan. Dolayısıyla satışı öğrenmek ya da kariyerine başlamak için FMCG’nin çok doğru bir yer olduğunu düşünüyorum. Satış olarak baktığımızda da, Türkiye'deki perakende pazarı gittikçe büyüyor. Pazara yeni oyuncular giriyor, oyuncular birbirini satın alıyor. Dolayısıyla market devamlı evriliyor. Avrupa pazarlarına baktığınızda çok daha durağan bir piyasa görüyorsunuz. Hep aynı oyuncular, aynı mağaza sayıları, aynı müşteriler. Dolayısıyla orada iş biraz daha durağan ama Türkiye'de işler çok daha dinamik. Hala da pazar büyümeye devam ediyor. Nestle’ye global olarak baktığımız zaman da aslında Nestle Türkiye operasyonu ve Türkiye pazarı hala daha Nestle merkezinden de çok dinamik ve büyüme elverişli bir pazar olarak görülüyor. Dolayısıyla Nestle Türkiye pazarında çalışıyor olmak aslında ciddi anlamda bir avantaj getiriyor.