Unilever

Unilever

15 kişi 121 cevap verdi.
Unilever Future Leaders, UFL, diye bir sistemimiz var, yeni mezun sistemimizin adı. Marketing UFLleri ise şu şekilde bir programa tabi tutuluyorlar, brand building ve brand development denilen iki farklı pazarlama departmanımız var: brand building local olarak projeleri burada uygulayan departman, brand developmentsa o marka için, o markanın bulunduğu pazara göre 3 yıllık bir strateji planı oluşturan departman. Onların bize tavsiye ettiği projeleri biz burada uyguluyoruz. Marketing UFL sürecinde de, marketing UFLleri bir dönem boyunca brand building tarafında çalışıyor, diğer bir dönem brand development tarafında çalışıyor. Tüm UFLlere zorunlu olan bir de satış projemiz var, bu satış projemizi de gerçekleştirdikten sonra UFLlikten mezun olmuş oluyoruz.
Customer Development yani Müşteri Geliştirme üzerine düşünecek olursanız gerçek hayatı yaşamayı seven, dokunmayı seven, dokunmaktan kastım yaptığı işi görmek, etkisini hızlı bir şekilde alabilmek, hızlı karar alabilmek, birçok insanla birlikte farklı profilleri yönetebilmek, insanlarla hem pazarlık anlamında hem katkı anlamında bir şeyler ortaya çıkartmayı seven, heyecanı sürekli yaşayabilen ve elde etmek istediklerinin günün belirli saatiyle sınırlamayan insanlar arıyoruz. Alışveriş dünyası 7 gün 24 saat çalışıyor, dolayısıyla bu anlamda baktığınız zaman hayatımızın tamamı hala oralarda o saatlerde dönüyor, bu biz de 7/24 çalışıyoruz demek değil ama netice itibariyle hayatınız yayılmış bir hayat. Dolayısıyla çalışma hayatınızın dengesini siz kuruyorsunuz. Bugün baktığınız zaman benim ekibimin çok limited çalışma zamanları yoktur, onlar kendi işlerine göre bunu ayarlarlar. Dolayısıyla gerçek hayatı içinde yaşamayı seven, insanlarla birlikte bir şeyler ortaya çıkartmayı seven, yaptığı aksiyonların hemen karşılığını görüp ona göre kendini yönlendirebilen, çabuk karar alabilen, heyecanı seven ve birtakım limitleri olmayan, daha esnek bir ortamda kendini yönetmesini bilen insanlara göre diye düşünüyorum. Ticari dünya çok hareketli bir dünya, değişken bir dünya. Gelen dalgaların üzerinde sörf yapmayı bilen kişilere yönelik, dalgayla birlikte sürüklenip giden kişilere göre değil. Dalgalar üzerinde sörf yapıp bundan keyif almasını bilen kişilere uygun diye düşünüyorum.
Unilever’de UFLP olmak kendinizi geliştirmek için büyük bir fırsat yakalamış olmaktır bence. Unilever’in UFLP programı çerçevesinde çeşitli departmanlarda rotasyonlar var ve bunlardan bir tanesi de satış departmanı. 3 aylık bir süre zarfında şirketin belki de kalbi olan satış departmanını tanıma fırsatını elde ediyorsunuz. Bunun yanında diğer rotasyonlarla da size en uygun olan bölümü veya koltuğu araştırıyorsunuz kendi bünyenizde. Bu rotasyonların bir artısı da sizin kendi zayıf yönlerinizi fark ediyor olmanız, bu şekilde bunların üzerine giderek kendi kendinizi geliştiriyorsunuz. UFLP programı 3 yıl süren bir program. Bu 3 yıl içerisinde hem yurtiçi rotasyonlar hem de performansa bağlı olarak yurtdışı rotasyonlar da mümkün. Bu 3 yıl tamamlandığında ise yine performansınıza bağlı olarak bir üst kademeye atlama şansınız da mevcut.
Şu meslek demekten ziyade içerik anlamında söylemek mümkün. Online kültür yaşam kültürü haline gelmeye başladığı zaman insanlar çok fazla alternatifle, seçim zorluğuyla karşı karşıyalar, o zaman sizin burada farklılaşmak gibi bir derdiniz var. Bunu da ben online kültür üzerinden yürütüyorsam içerik yani content yaratıcılarının bu anlamda fevkalade önemlerinin olacağını düşünüyorum gelecekte. Çünkü sosyal medyada da hangisine bakacağınızı o içeriğe göre bakıyorsunuz, hem şirketler için hem kişisel olarak ilgilendiğiniz hikayeler için. İkincisi, çok ciddi bir data ortaya çıkıyor, her yerden data yağıyor. Geçmişte data azken iyiydi, şimdi hangi datayı nasıl kullanacağız gibi bir derdiniz var: demek ki big data analizcileri bu anlamda fevkalade önemli adamlar, mühendis olabilirler, analizci olabilirler. Bunu bizim kullanabileceğimiz bir şekilde filtreleyebilen, o linkleri birbiriyle kurgulayabilip bu networkün sonucunda size şöyle bir tablo çıkıyor diyebilecek adamlar çok önemli adamlar. Tabi bunların çevriminde tüm bunları kurgulayacak kod yazıcıları, bilgisayar yazılımcıları da bu işin içinde yer almakta. Standart bir program yazmaktan bahsetmiyorum, şuanda da bilgisayar yazılımcısı bu anlamda önemli ama ben o filtremeleri kullanabilecek yapılardan bahsediyorum. Üçüncüsü biraz daha demografik tarafta, hızla yaşlanan bir nüfus var, insanların sağlıkları konusunda çok daha fazla ilgileri var, daha uzun ama daha iyi yaşamak istiyorlar. O zaman demek ki sağlıkla ilgili ciddi bir gelecek var. Bu yaşlı bakımları da olabilir, yaşlılara bu destekleri sağlayabilen insanlar da olabilir, onlara uygun içerikleri ortaya çıkaranlar da olabilir. Bir diğer yapıya baktığınızda da bu kadar datanın devreye girdiği bir noktada giderek insanla makinenin iç içe geldiği bir yapıya doğru gidiyoruz. Dolayısıyla bu yapıları kurgulayabilecek insanlar önemli. Yapay zekayı nerede kullanacağız, bunları üst taraftan yönlendirici yapıları neler olacak... Yönlendirici yapılar muhtemelen geleceğin meslekleri içerisinde olacak çünkü manuel olarak yapılan işlemlerin çoğu makineler tarafına aktarılıyor olacak. Biliyoruz ki hayalleri kurduğunuz zaman gerçekleştirmeye başlıyorsunuz o yüzden hayal kurmakta fayda var.
Unilever’de maceram 1999 yılında başladı, Boğaziçi Üniversitesi İşletme mezunuyum. Cumartesi akşamı balomuz olmuştu, pazartesi günü işe başladım ve yalvarmıştım bir hafta tatil yapayım diye, ama bir yandan da çok büyük bir gururdu. Çünkü o zaman da, hala, Türkiye’nin nin en çok tercih edilen şirketiydi. Finans bölümünde başladım, 4.5 sene finansta çalıştım. Arkasından tedarik zincirine geçtim, tedarik zincirinde Gıda Planlama Müdürü olarak çalıştım. Aynı zamanda Unilever’in ilk talep planlama departmanını kurdum. Bir işletmeci olarak o dönemler harıl harıl endüstri mühendisliği kitapları çalıştığımı hatırlıyorum. Ayrıca işime ek olarak Sales & Operations Planning dediğimiz satış ve planlama projesinin başkanlığını yaptım. Bu proje bana satışın dünyasını açtı. O zamanlar her zaman olduğu gibi Unilever bir değişimin eşiğindeydi ve şimdiki yapımızın alt yapıları kuruluyordu. “Go to market” yani pazara ulaşma dediğimiz yapıyı kuruyorduk. Pazarlama ikiye bölündü: “brand development” yani marka geliştirme ve “brand building” markayı büyütme ekipleri olarak. Satış da ciddi anlamda yeniden organize oldu ve ben satışa geçtim. Dolayısıyla bütün bu hikayede 15 senelik bir Unilever var, son 7-8 senesini satışta geçirdim. Satışta daha önce hiç satış yapmamış biri olarak bir çok arkadaşımın ‘dizlerin titremiyor mu Neslihan?’ sorularına rağmen Carrefour & Tesco’dan sorumlu yönetici olarak başladım. Sonra hayatımın en güzel lansmanı olan oğlumu doğurdum, Ömer, şimdi 5 yaşında. 60 küsür yıldır Unilever Türkiye’de bir kadın satış direktörü yoktu o zamana kadar. Doğum sonrası bir terfi alarak Unilever’in ilk kadın satış direktörü olarak başladım. 4 sene modern ticaret tarafında çalıştım. Modern ticaretin yanı sıra bizim satışta operasyonlar dediğimiz ve işin mutfağından sorumlu bir ekip daha var, ondan da sorumluydum. Şuan ise çok yeni olarak Eylül ayı itibariyle şimdiki işime geçtim. Global Account Director, Unilever Food Solutions olarak geçiyor.
Müşteri geliştirme departmanları aslında işin hem saha hem iç iş tarafını birleştiren kısımlar. Sahada gerçek ticareti, gerçek hayatı, gerçek insanı, gerçek rakamı yaşayan departmanlar buralar. Yani şirketlerin içerisinde bir takım gruplarda ağırlıklı olarak operasyonun bir kısmını kağıt üzerinde yürütürsünüz, kağıt üzerinde derken bir takım hareketler olur, onun rakamlarını kağıt üzerinde yaşarsınız. Halbuki burada piyasaya çıktığınız zaman yaptığınız her şeyi yaşayabilme imkanınız var çünkü rafta gidersiniz ürününüze dokunursunuz, akşam satış rakamına baktığınız zaman ne yaptığınızı görürsünüz, bugün yaptığınız bir uygulamanın yarın sonucunu görürsünüz. Dolayısıyla fevkalade gerçek hayatın içerisinde yaşayan bir gruptur. Baktığınız zaman insanların bir şeyleri almaları, kullanmaları, tüketmeleri anlamında alışveriş alışkanlıkları hızlı bir şekilde değişiyor. Geçmişte tüketici pazarlaması tarafında çok daha yoğun bir aktiviteyi yapıp satış fonksiyonunu ağırlıklı olarak satışa sunulan noktalardaki düzgün raf yönetimi ve o müşteri grubuyla ilişki şeklinde tarif edebilmek mümkündü. Ancak bugün öyle değil, neden derseniz, giderek insanların farklı medya kullanımları, tüketicinin birbirinden farklı yerlerde olması nedeniyle çoklu kanal dediğimiz bir yapı ortaya çıkıyor. Yani insanlar alışveriş alışkanlıklarını giderek mağazalarda veya bulundukları farklı kanallardaki kararlarıyla şekillendiriyorlar. Televizyonda seyrettiği bir reklamdan elbette ki etkileniyor ama karar süreci geçmişten çok daha fazla olarak bu çoklu kaynaklara kaymış durumda. Yani mağazaya gittiği zaman mağaza içerisindeki kararın %70’i mağaza içerisinde oluşuyor. Dolayısıyla sizin orada farklı bir yapıyla olmanız söz konusu. Bu nedenle Türkiye’de veya Unilever’de satış fonksiyonu adlandırmasından ziyade müşteri geliştirme adlandırmasını kullanıyoruz. Çünkü biz oradaki alışverişçiye kararına erişme ve müşteriye düzgün bir pazarlamayla ürünlerimizi anlatabilme imkanı yakalamaya çalışıyoruz. O yüzden de konuyu müşteri geliştirme çerçevesinde değerlendirecek olursanız, bu alışverişçinin bulunduğu bütün kanallarda, ürünümüzle karşılaşabileceği her noktada o kişiye gerekli pazarlama desteğini, hizmetini sunabilmek ve o ürüne erişebilmesini sağlamak bizim görevimiz. Tabiki bunun altında, bu bulunduğu kanalların düzgün kanal yönetimleri söz konusu: rafta düzgün bulunurluk, doğru fiyatlandırma, doğru promosyon, doğru aktivasyon gibi hikayelerin hepsi bu çerçevenin içerisine giriyor. Kısaca akılda kalması için söylenmesi gereken hikaye şu: bir satış operasyonu var, bugünün müşteri geliştirme departmanları ağırlıklı olarak alışverişçi kararları üzerinde aksiyonlar almayı tercih eden veya onun üzerinde çalışan gruplar.
25 yıl önce Unilever’in satış temsilcisi olarak girdim. Açıkçası üniversiteyi bitirdikten sonra bankacı olmak gibi bir hırsım vardı. Sınavlara giriyordum ama bu arada da babama fazla yük olmuştum, bir iş bulmam gerekiyordu. O zaman bir ilan gördüm Unilever Satış Temsilcisi arıyor diye, askere gidene kadar bu boşluğu doldurayım bir firmada çalışayım dedim, Unilever ne yapıyor tam da bilmiyordum açıkçası. O sınava girdim, kazandım ve satış temsilcisi olarak başladım. Fakat aradan 3-5 ay geçtikten sonra Unilever’i anlamaya, tanımaya başladıktan sonra bankacılık hırsım bir anda kayboldu. O tutku Unilever tutkusu haline dönüşmeye başladı. Askere gittim geldim, sonra bir baktım 25 yıl geçmiş. Bu 25 yılda satış ağırlıklı, bir miktar pazarlamada da görev yaptığım işler oldu hayatımda. Satış Müfettişi oldum, Zincir Mağazalar Müdürü oldum, Zincir Mağazalar Kategori Yöneticiliği yaptım, bir ara pazarlama grubunda Ticari Pazarlama Yöneticiliği yaptım ve Modern Ticaretten Sorumlu Satış Direktörlüğü görevini üstlendim. Bu 20 yıl kadar sürdü, 20 yıl hem satışta hem pazarlamada muhtelif bölümlerde ve kategorilerde yani deterjan, kozmetik, gıda kategorilerinin hepsinde çalışma fırsatı buldum. 20 yıl sonra bir gün, o günün Chair Man’i beni çağırdı ve Food Solutions diye bir işten bahsetti, açıkçası 20 yıl retail tarafında çalıştıktan sonra çok bildiğim bir iş değildi. Unilever Food Solutions Genel Müdürlüğü görevine geldim, son 4,5 yıldır da Unilever Food Solutions’ta görev yapıyorum.
Unilever’de fabrikada hem operasyonel işlerde hem de proje işlerinden sorumluyum. Operasyonel işlere bakarsak ben Algida fabrikasında çalışıyorum ve üretim planını hazırlama, bu üretim planının sürekli olarak takibi, sürekli olarak güncellenmesi ve üretimde kullanılacak ham maddelerin de bir şekilde fabrikaya zamanında gelmesini koordine ediyorum. Bunun yanı sıra çeşitli projelerde de görev alıyorum, örneğin Algida fabrikalarının dünya klasında yürüttüğü bir proje var. Bu aslında tüm Unilever’de aynı anda başlayan bir süreç ve şuanda Algida dondurma fabrikası bütün Unilever fabrikaları arasında birinci sırayı çekiyor. Yaptığımız bu iyileştirmeleri sürekli devam ettirerek kendimizi daha da geliştirmek istiyoruz.
Ben onların yaşındayken zaman zaman büyükleri, bizim gibi şirketlerde çalışanları dinlediğimde bazı şeyler böyle uçup giderdi. Ama beni dinleyenlerin aklında kalmasını istediğim birkaç tane şey var, günümüz dünyasında çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir kere ‘networking’ diyeceğim. Hangi işi yapıyor olursanız olun, ki ben kendi kariyerime baktığımda Unilever’in her kategorisinde çalıştım, en önemli şeyin gerçekten insan ilişkisi ve insan olduğunu düşünüyorum ve bu networkünüzü kurduğunuz gibi aynı zamanda korumanız ve büyütmeniz gerektiğini düşünüyorum. Yani bir rolden bir role geçerken, bir işten bir işe geçerken sadece bilgi ve tecrübenizi değil, kendinizi değil, networklerinizi de taşıyıp birbiriyle ilişkilendirmeniz lazım, bu çok önemli bir güç. İkincisi ‘çok çalışkan olmak’ gerektiğine inanıyorum. Çalışkan olmak zaman zaman gençken imtina edilen şeylerden bir tanesi, çünkü hayat güzel gerçekten yapacak bir sürü başka şey var doğru, bu hayat dengesini koruyarak da yapılabilir. Yani yaptığınız her işte iyi olmak için öncelikle emek vermek gerekiyor, bu özel ilişkiniz de olabilir, iş hayatı için kesinlikle geçerli. Üçüncüsü de son günlerde özellikle dünyada da çok önemli bir kavram haline geliyor, Unilever’in liderlik kavramı içinde de var ‘resistance’ mutlaka bir yere not edin. Kendini iyileştirebilme diye çevirmek istiyorum ya da eski tabirle düşmek ve ayağa kalkmak. Bu neden önemli, çünkü hayat inanın dümdüz değil ve hep yükseklerde gitmeyecek. Hepiniz okuyorsunuz ve ben size gerçekten çok inanıyorum ve sizlerin en önemli özelliği yanlış anlaşılmak. Dolayısıyla bu yanlış anlaşılmanın da önüne geçmek için sizin gerçekten hayatın toz pembe olmadığını şu yaşlarda fark edip yılmadan devam etmeniz lazım. Bizim sizin gibi yeni jenerasyona ihtiyacımız var. Son olarak da şunu söyleyeceğim, ‘aile bağları’. Yine tüm bu kariyer yolculuğunda kiminiz girişimci olacaksınız, kiminiz bizim gibi profosyonel hayata atılacaksınız, aile bağları da hangi tür olursa olsun hayatınızın bu uzun yolculuğunda çok değerli. Onlara da gereken kıymeti vermenizi önemle rica ederim bir abla tavsiyesi olarak.
Ben 2000 yılında Unilever’e geldim. Okuldan mezun olduktan sonra iki ayrı iş deneyimim olmuştu, ama Unilever her zaman hayalimdeki şirketti; burası global, local ve duyduklarım gördüklerimle gerçekten istediğim bir yerdi. İlk olarak 2000 yılında işe alım ve eğitimlerden sorumlu olarak işe girdim. Daha sonrasında çok kısa bir İngiltere deneyimim oldu. İngiltere’de bölgesel bir ofiste, bölgesel bir iş yaptım. Daha sonrasında Türkiye’ye döndüğümde ben insan kaynaklarının farklı alanlarını görmek istiyorum dedim ve beni ücretlendirme tarafına alır mısınız diye sordum, onlar da peki dediler. 6 sene kadar ücretlerden sorumlu olarak çalıştım. Sadece Türkiye için çalışmadım, aynı zamanda İran, İsrail, Romanya gibi ülkelerden de sorumlu olarak çalıştım, birden fazla ülkenin tüm ücret yönetim sistemiyle ilgilendim. Sonrasında process ve yönetmelikler çok keyifli ama işin gerçekten nasıl döndüğünü tekrardan görmek istiyorum, o yüzden de business partnerlık yapmak istiyorum diye talep ettim. Belli bir dönem sonra bu talebim yerine geldi ve hem satıştan hem pazarlamadan sorumlu İnsan Kaynakları Director’ı olarak atandım. 3 sene kadar da satış ve pazarlamaya insan kaynakları süreçleri anlamında destek oldum. Sonrasında şuandaki görevime geldim. Şuanda da NAMETRUB dediğimiz bölgede liderlik geliştirmeden sorumluyum. NAMETRUB da North Africa Middle East Turkey Ukraine Belarus ve Rusya. Yani bir okyanustan bir okyanusa diye tanımlıyorum ben, Akdeniz havzasını da içine aldığınız zaman bir taraftan başlayıp bir tarafta bitiriyorsunuz.